bayram kutlamasi

Posted in Kutlama Zamanı | 3 Yorum

tatil bitti

Uzuuuuuuuuuuuuuuun bir aradan sonra tekrar merhaba…
Sanki yıllar geçmiş gibi olsa da aslında topu topu (ne demekse) 20 gün falan anca oldu yazmayalı. Hoş 20 gün deyip geçmemek lazım. Neler neler oluyor bir saatte bile.
Kaldığım yerden devam edeyim o zaman ben. En son Çıralı dayken yazmıştım ya hani.  Şimdi efenim dediler ki orada "burası caretta caretta ların yuva yaptığı yer. Sabah erkenden kalkar ve deniz kenarına giderseniz bir iki yavrunun denize ulaşmasına da siz yardımcı olursunuz." Yalaaaaaaaaaaaaan. Külliyen yalan hemde.
Neyse, kendimce doğa ve hayvan dostu olan ben pek bi heveslendim son günümde bir işe yarayacağım düşüncesiyle. Heveslendim de kimseyi inandıramadım erken kalkabileceğime. Hayret bişey nerden bu kanıya vardılarsa:( Ama inat ettim ve kalktım. Hatta sevgili eşime de kalk dedim "Bana ne yaw keratalardan " diyerek uyumasına aldırmadım. Keşke aldırıp ben de uyusaymışım. Sabah sabah deniz kenarında tek gördüğüm yoga yapan turistlerdi. (sonuç yolculuk boyu uykusuzluk oldu sadece)
Yolculuk deyip geçmemek lazım. Hele hele yol KAŞ-KALKAN-FETHİYE den geçiyorsa. Karar verdik kesinlikle seneye buralarda bir yerlerde tatil yapacağız.
Fethiye nin tadı bir başkaydı. Yaklaşık 10 yıldır görmediğim bir arkadaşım orada oturuyor çünkü. Telefon ettim hemen buluştuk. Beraberce yemek yedik, ardından evinde kahve içtik. Duygu yoğunluğumu anlatmama imkân yok. Yeni doğmuş bebecik kızları kocaman olmuş neredeyse genç kız. Ama benim Fatoşum ve eşi Ahmet abi aynı. Sanki dün görüşmüşçesine sıcak ve sevecen bir hava ortada. Fatih onları sevdi onlar da Fatihi. Bense ortada mutlu maymun vaziyetinde. Garip ama bi o kadar da güzel duygular yaşadım. Kesinlikle karar verdik seneye Fethiye de tatil yapacağız.
Yol uzun diyerek sarıla öpüşe ayrıldık arkadaşlarımdan taaaaa Bodrum a kadar yol var ne de olsa.  Size de oluyor mu bilmem ama ben bodrumu tanıyamıyorum artık. Eski halini arıyor gözlerim hep nafile…
Klasik, her günümüzü bir balıkçıda geçiriyoruz. Gonca yer değiştirmiş ama yeni yeri daha güzel olmuş. Gümüşlük acayip olmuş. off trafik ne çok sanki hala yaz mevsimi vs vs.
Aklıma geliyor bundan bi süre önce bi tanıdık söylemişti. Bodrum a gittiğinde muhakkak git. "Selahattin Pınar Çiftliği" var "Altın Bey" işletiyor, ama şimdiden söyleyeyim pahalıdır diye. Madem tatildeyiz neden olmasın. Arıyoruz Altın Bey i. Balık mı et mi yiyeceksiniz diye soruyor sadece. Tercihimiz balık tabii ki. Paşa yı söylemiyoruz ama bi taraftan benim içim içimi yiyor ya kabul etmezlerse diye. Boşuna.
Kapılarda karşılanıyoruz. Altın bey bizim paşaya bakıyor ben tam eyvah diye düşünürken paşanın kafasını okşayarak "labradordan başka köpek tanımam" diyor. 1 -2 ay önce yanan canım ormanlık arazinin hemen dibinde kendi cennetini yaratmış. En fazla 7 masası olan bir restoran. Mükemmel denecek derecede güzel bir masa dizaynı. Tek istenen listeden içeceğinizi seçip numarasını garsona söylemeniz.  Sonrasında onlar sıra ile getiriyorlar her şeyi. Müzikler harika, ortam harika. HARİKA…
Tıka basa doyduktan ve ağırlaştıktan sonra sevgilim hesabı öderken baya bi hafifledi. Hatta o kadar ki hala söyleniyor… Bense değdiğini söylüyorum, anlamlı bakışlarına aldırmadan.  Hatta şöyle bir iddiam bile var. Bir erkek olsaydım sevdiğim kıza orada evlenme teklif ederdim. Hayır deme şansı yok.
TATİL BİTTİİİ…
.
 
 
TATİL BİTTİİİ…
 
 
 
İstanbul’dayız artık.  Sevgilimin(hemen açıklık getireyim sevgilim dediğim kişi kocam oluyor ama kocam kelimesini bi türlü sevemedim) bi dolu işi birikmiş. Benim ise önümde girmem gereken bi sınav var. Öyle ya aylardır kursa gidiyorum, uçmayı öğrenmeye çalışıyorum. Offf ne zor ne zor şey şu sınav stresi.  Havalar da kötüledi mi ne? Nee sınav için sabahın köründe mi orda olacağız. Daha kargalar b.kunu bile örtmemişken hem de. Başlamadan belli oldu bu sınav zor olacak benim için. Yazılı kolay ne de olsa ezberlemem ve öğrenmem gereken sadece 200 soru var ve ben onları sular seller gibi biliyorum.  Memleketim gerçekleri bir kez daha kör gözüne parmağım şeklinde gözüme sokan, saçma sapan, anlamsız, geyik, rezil bir sınav oluyoruz hep birlikte Met-Air, Bon-Air, IHK olarak(neden mi, nedeni hakikaten burada yazamayacağım kadar geyik yoksa ben salak mıyım yaw niye çalıştım ki boşu boşuna bu sorulara)
Yazılı sınavın ertesi günü hep birlikte öğle yemeği yenecek ve aramızdan(8 kişiyiz) 4 kişi sınava girecek. Uzaktan gelenler ya da bir işte çalışan arkadaşlar tekrar tekrar gelmek olmasın ilk biz girelim diyorlar. Ne kötü. Beklemek dünyanı en kötü şeyi benim için. Bekledikçe artar stres oysa. Ama yapacak bir şey yok kabul. Oysa ben ilkokuldayken aşıya geldiklerinde(o zamanlar öyleydi arada bir bizi aşılamaya gelirlerdi) ilk aşıyı ben olurdum ki ilk ben kurtulayım. Heyecandan ölebilirim.  Klüpte herkesin suratı bi karış. Herkesin gemileri karadenizde batmış. Kimse gülmüyor. Sınavdan çıkıp gelen arkadaşlar mutlu sadece. Ne de olsa dert bitti.
Sınav da ne sınav ama. Uçağa biniyorsunuz, yanınıza daha önceden hiç tanımadığınız sivil havacılıktan gelme bi adam oturuyor.  O ne derse yapıyorsunuz ve karar veriyor amca geçtiniz mi kaldınız mı diye. İyi de sen kimsin kardeşim, sen ne kadar yetkinsin ben sana sorular sorsam sen ne kadar biliyorsun acaba diyesi geliyor insanın. Ne de olsa burası memleketim ya ve işler burada nasıl yürür ve kimler hangi konumlara nasıl gelir az çok biliriz ya hani.
Yetmezmiş gibi hocamızın suratından düşen de ne ola. Yuh yani. İçim karardı. Zaten sınav için evden çıkarken hava zifir karanlıktı. Üstelik gökyüzü de karanlık. Sen de karart içimizi hocam.  Dün sınava girenlerden bi arkadaşı bıraktılar. Gün sonuydu ve çok yorgunlardı. Neyse ki bugün sınava ilk ben gireceğim. Heyecan zirve yapmış bi gitsek uçağa bi binsek bu heyecan azalacak adım gibi eminim. Hala bekliyoruz ya burada da. Binemedik bi türlü uçağa.
Dedim ya heyecan zirve yapmış o sıra sevgili hocam “heyecanlanma hemşerim” diyor.  Bilenler bilir hemşerim ne demektir(bilmeyenler için söyleyelim pek iç açıcı bir şey değil). YUHHH hemşeri olmak için yanlış gün hocam. Asıl bugün senin desteğine ihtiyacımız var. (tabi ki son cümleyi sadece içimden söylemedim:)). İyi ki de öyle yapmışım:)
Daha uzun süre bekledikten sonra (apron da bile) binebildik uçağa sonunda. İğğkkk. Yanımda biri var. Bu  mu beni sınava sokacak.  Yaklaşık 1500 feet te bulutlar başlıyor amca göl üzerine gitmek istiyor. Stol yapacakmışız. Nası yane?? Biz önce 1-2 meydan turu yapalım sonra gideriz diyorum. Deli mi ne? İsterse beni bıraksın. Ben bu havada o istediği hareketleri yapmam. Söylüyorum aynen.  (1-0)
Bizden önce kalkan uçağın vortex inden etkilenmememiz için en az 12 dakika beklemeliymişiz (Ben olsam max 4-5 dakika beklerdim, hatta o kadar bile beklemezdim, çünkü yan rüzgar vardı)
Biz beklerken yağmur da başladı. Neyse ben anladım bu amca benden daha heyecanlı.  Bende heyecan bitti zaten. Hatta bu amca birçok şeyi benden bile az biliyor be. Saçmalığın daniskası bi durumdayız.  Amca bana müdahalede bulunuyor, ben de müdahalesine müdahale sınav boyu. Sanırım beni hiç sevmedi. Olabilir ben de onu sevmedim zaten.  Çoktan bitse de gitsek moduna geçtim bile.  Öyle böyle derken tam iniş sırasında gerçekten tam da benim istediğim gibi o hiç dokunmadan güzel bir iniş oluyor. 
SONUÇ: PPL SINAVINI GEÇTİM.  Yani pilotluğa ilk adımımı artık atmış oldum.  Brövemi bekliyorum sabırsızlıkla şimdilerde.
.
 

 Bu kadar uzun yazı yazıp da link vermeden bitirdiğim görülmemiş şey.

  • Uzantısı  istanbul.com  olan email isterseniz  hemen  http://istanbul.com/ adresinden alabilirsiniz  gibi mesela.
  • http://gulaylaates.spaces.live.com/ adresine gidip aylanın sayfasını ziyaret edbilir ve mesaj bırakabilirsiniz mesela
  • http://ccczuhalccc.spaces.live.com/ yarın onun doğumgünü mesela
  • yoksa sizin feysbuk unuz yok mu hala. Aaaaa gerçekten mi yawfs. E ne duruyosunuz. Ortalık yıkılıyo ayol facebook diye diye.  Ben bile inat ettim ettim ama dayanamadım bu çılgınlığa. Beklerim arkadaşlar. Karıştırmayın lütfen 2 tane Semra Yener var ben yaşlı olanıyım 
 
 
 
 
Posted in özel | 2 Yorum

deniz ve tatil

tatil icin ilk planlarimiz hep Cesme-Bodrum uzerineydi.Evcil hayvan kabul eden oteller vardi ne de olsa. Mamafih hic de ole
diilmis.Konusup gorustugumuz tum oteller ya max 5.5 kilo ya da max 7.5 kiloya kadar pet kabul ediyorlar. Eeee bizim pasa 30 kusur kilo. Imkani yok diyet yaptirsak hatta olum orucuna da soksak o kiloya dusemez. Yazik, pek yazik oglusumuza… Ustelik
o bir labrador, ustelik o bir su kopeegi, hatta ordek gibi perde ayakli bizim oglan. Bu yuzden tatile cikma telasimiz. Sirf
onun icin.
Yoksa bir karavan mi alsak/kiralasak offf yawf offf derken.Kuzenim geldi aklima. O Antaya da calisiyor.Ustelik hemen hemen
tum otellerle is yapiyor. Hatta yanina en son gittigimde beni cirali diye biyere goturmustu. Bi suru bungalovlardan olusan
mini mini oteller vardi. Daglarin eteginde, cam agaclari icinde denize sifir olan sulak hani kaplumbaga memleketi canim.
anladiniz siz neresi oldugunu. Bi konussa kuzenim oradaki otel sahiplarinden biriyle….
Buradayiz iste…Hepbirlikte. Ben Sevgilim ve kopeeem. Keyif yapiyoruz. Bi de yoga yapan turistler. Tv bile yok.Sorduk niye
diye Konseptt dediler. Guzel, cook guzelmis buralar.
Aksam hava kararinca ortaya cikan minik minik kirpi yavrulari var. Pasa ilkkez karsilasiyor kirpi ile. Dogal olarak
koklayarak taniyacak ya bizim oglan. Ilk denemeden sonra hemen ogrendi. "Himmmmm. Bu garipbir yaratik! Bir daha
koklanmayacak" seklinde. Simdi kirpileri gorunce hafiften yol degistiriyor. Tek aksilik bu degil pasa icin:))
Bizim oglan apartman cocugu, muhallebi cocugu ya, dolayisiyla narin tabi biraz. Simdi soyle aslinda.. Burada boydan boya
uzanan kumsal pardon yani tassal demek daha dogru var. Kumdan cok daha fazla taslar. Bizimkinin patileri sadece cimen, parke ve hali gordugu icin simdiye degin. Acidi patileri…O kadar komik sekilde yuruyor ki taslar uzerinde..
Dun sahilden otele kadar kucaginda tasidi pasayi sevgilim. Gitti bizim karizma. Eksi sifirlarda surunuyooo.
Medeniyetle bagimiz yok degil elbette. Mesela bu laptop, cep telefonlarimiz, arabamiz,daglar yuzunden cekmeyen radyosu ve
televizyonu. Tek umudum arabadaki tv idi oysa.Ama sevgilim bi tane benim. Burada bile kacirmadim birdirbir geceyi :) Sevgilim Kemer e goturdu beni sirf diziyi seyretmek icin:) Ayrica dun gece Antalya ya kuzenimi gormeye gittik. Yeni evi cokk guzel
bayildim. Gule gule otursun. Ev hediyesi olarak ona aldigimiz kahve makinasinin ve dolayisiyla evin ilk kahvesinin tadina
baktik hep birlikte. Ardindan 7Mehmet de guzel bir aksam yemegi. Ya ben bu kuzenimi cok seviyorum. Doyamadim yine ona.
Koklaya koklaya optum yanindan ayrilmadan. Cicek gibi kokuyor… Umarim biz burdan ayrilmadan yine gorebilirim onu.
Istanbula donusumuzu 4-5 gune yaymaya karar verdigimizden daha erken ayrilacagiz buradalardan. yani kas-kalkan bodrum izmir ..vs seklinde donelim diye. pasanin da kalabilecegi yerleri bulabiliriz umuduyla yine… bakalim nasil olacak henuz bir
muamma.
Tipki benim ucak brovesi icin sivil havaciliktan gelecek olan kisiler gibi. Hemen hemen hergun ariyorum klubu. Geldiler mi
geliyorlar mi. hala bir haber yok. Iyi mi kotu mu derseniz aslinda iyi. Cunku geldikleri an istanbula sinava gitmem gerekiyor bir gunlugune. Bu durumda gelmemeleri iyi elbette. ama bu ha geldiler ha gelecekler ruh durumu insani rahatsiz ediyor.
Aman neyse canim. Nasil olsa arayacaklar geldiklerinde…Ben en iyisi gidip denizime gireyim…. 

Not: burada hersey guzel herseyhos. Iki seyi ozluyorum. Ucmak ve kendi bilgisayarim tabi kii de:

Posted in özel | 1 Yorum

müzik eklemek, yüklemek, space de müzik, URL

Yıllardır birilerine nasıl müzik eklenir, URL nedir anlatıp duruyorum.  Deli çıktım yawf. Alın son kez anlatıyorum. İstediğiniz Şarkıyı kendiniz ekleyin. İstediğiniz gibi kullanın. Müzikupload edilebilecek yüzlerce yer var net ortamında. ben bunlar içinden sadece 1 tanesini seçtim. yani websamba ne ilk ne son bedava hosting dir. sadece örnek olması adına aklıma ilk gelen yerdir sadece. diğer tüm hostingler de aşağı yukarı aynı şekilde çalışırlar. sonuçta bilgisayarınızdai herhangibir dosyayı müzik resim ..vs internet ortamında bir yere upload eder ve adresini kullanırsınız.

 

 
BİLGİSAYARIMDAKİ BİR ŞARKIYI NASIL YÜKLERIM??
 
Tabi ki bir hosting firmasına… Bazıları üyelik ister bazıları istemez… Websamba üyelik istiyor. ee olalım ozaman..
 
 
http://www1.websamba.com/ adresine giriyoruz. Solda "SIGN UP" yazısına tıklıyoruz. bakınız resim1 
Çıkan ekranı kendi bilgilerimize göre dolduruyor ve Create tuşuna basıyoruz. bakınız resim 2
Hesabınızı aktifleştirmek için bir e-mail adresi alacaksınız die bir yazı gördüyseniz doğru yoldasınız demektir. bakınız resim 3
Bu durumda verdiğiniz e mail adresini kontrol etmeye başlayın. lütfen gelen kutusu(inbox)dışında önemsizpostalarınızı(junk) da kontrol ediniz. size gönderilen mail içindeki link e tıklayarak avtivasyon işlemlerinizin başlamasını sağlayın. bakınız resim 4
işlemleriniz tamamlandığında size kullanıcı adınızı ve şifrenizi içeren  yeni bir email gönderilecek. bakınız resim 5
bu yüzden biraz sabredip bekleyin.
EEEE bekledim bekledim bi yanıt gelmedi diyorsanız..
http://www1.websamba.com/ adresine tekrar gidin. "SIGN UP" yazısının altındaki "MEMBERS LOGIN" yazısına tıklayın.
Açılan ekrandan "Lost You Password" yazısına tıklayın. bakınız resim 6
Açılan ekrana kayıt sırasında girdiğiniz email adresinizi yazın.
Size kullanıcı adınızı ve şifrenizi göndereceklerdir. bakınız resim 7
Lütfen bu maili iyi saklayınız. Çünkü size verilen web adresi lazım olacak ilerleyen safhada… bakınız resim 8
Buraya kadar herşey tamamsa artık hesabımıza girip müzik yükleyebiliriz.
http://www1.websamba.com/ adresinden "MEMBERS LOGIN" yazısına tıklayın.
Açılan ekranda bize gönderilen kullanıcı adı ve şifre ile giriş yapalım o zaman. giriş yaptıktan sonra istediğiniz zaman "change your password"ile şifrenizi değiştirebileceğinizi unutmayn.Şahsen benim ilk işim o oldu.
File Manager a tıklayalım bakalım bu arkadaş ne müdürüymüş görelim. bakınız resim 9
Gördünüz mü? Oldukça fazla şeyler yapabiliyormuş bu manager.  Aferin ona ama bize şimdilik sadece Upload kısmı ilgilendiriyor.
Tıklayalım o zaman. bakınız resim 10
Browse tuşuna basarak bilgisayarımızdan yüklemek istediğimiz müziği bulalım önce, bulduktan sonra da upload butonuna basalım.
bu arada "Show progress bar" seçili olursa yüklemeyi görebiliriz. bakınız resim 11
yükleme hızını hem sizin hızınızın hem de karşı tarafın hızının etkileyeceğini unutmayın ve yükleme bitinceye kadar sabırla bekleyin. Gidip yemek yiyin mesela…..
yükleme bittiğinde file manager sayfasına dönecek ve şekildeki gibi bir görüntü oluşacaktır.bakınız resim 12
Hani lütfen gelen maili saklayın demiştim ya . İşte o maile bakmanın tam zamanı. Bakın bakalım web adresiniz neymiş.
Benim adresim http://www31.websamba.com/semrag idi mesela. Bu durumda müzigimin adresi
http://www31.websamba.com/semrag/Cennet.mp3 olacaktır.
 
SPACE IMDE NASIL MÜZİK ÇALARIM
evet buraya kadar yaptığımız tüm şeyler bilgisayarımızdaki bir müzik parçasını internet ortamında depolamak oldu. yani artık bir URL miz var. Peki ama bunu Space imizde nasıl çaldıracağız. tabi ki media player ekleyerek. O yüzden Space imizi açıyruz önce. Sonra sağ üst köşeden özelleştir yazısının yanındaki ok a tıklıyoruz. modüller i seçiyoruz. bakınız resim 13
 açılan modüller seceneğnden diger i seçiyoruz -windows media player ı görüp  göster e basıyoruz. Save ledikten sonra, artık şarkımızın adresini girebiliriz. bakınız resim 14
 
 
 
Posted in Müzik | 17 Yorum

Tesekkurler ve Avril Lavigne Tables

böylesine güzel bir çiçeğe nasıl teşekkür edilir bilemedim açıkcası. ben de en iyi bildiğim yoldan yani buradan teşekkür etmeye karar verdim.
Zeynep hanım, bu şık davranışınız için gerçekten çok teşekkür ederim. Açıkcası sizden sadece bir teşekkür telefonu gelebileceğini düşünürken, eve geldiğimde bu çiçekle karşılaşmak, hele hele kötü hem de çok kötü geçen bir günün ardından karşılaşmak, inanılmaz keyifli ve onore edici bişeydi benim için. ayrıca çiçeklerinizin gelmesinde midir keramet yoksa başka bişeyde midir bilemem ama kötü olan herşey birden güzelleşmeye başladı. Sonsuz teşekkürler…

Size ve hayatımı yeniden güzelleştirenlere…

.
 
 
bu arada Avril Lavigne tablosu isteyenler için 1-2 tablo yaptım. Arzu eden kullanabilir. 
 
***********************************************************
 
 
<DIV align=center>
<TABLE height=374 cellSpacing=0 cellPadding=0 width=502 background=http://blufiles.storage.live.com/y1pLzCSIcASJjaEbGSQxXxE4lk701fo6uoBSKWENtQuHhC5OahlFpt-6vorAqGGpACCi1ly1ll_HRc border=0>
<TBODY>
<TR>
<TD width=235 height=37>
<TD width=225 height=37>
<TD width=42 height=37>
<TR>
<TD width=235 height=297>
<TD width=225>
<DIV style="SCROLLBAR-FACE-COLOR: #ffffff; OVERFLOW-X: hidden; SCROLLBAR-HIGHLIGHT-COLOR: #ffffff; OVERFLOW: scroll; WIDTH: 225px; SCROLLBAR-SHADOW-COLOR: #ffffff; SCROLLBAR-3DLIGHT-COLOR: #000000; SCROLLBAR-ARROW-COLOR: #000000; SCROLLBAR-DARKSHADOW-COLOR: #000000; HEIGHT: 297px"><FONT face="Trebuchet MS" color=#000000 size=3>yazılar buraya</FONT> </DIV>
<TD width=42 height=297>
<TR>
<TD width=235 height=40>
<TD width=225 height=40>
<TD width=42 height=40><A title="This table was made by ✿Semartizm✿" style="TEXT-DECORATION: none" href="
http://semartizm68.spaces.live.com/"><FONT face=Verdana color=#ffffff size=2>.</FONT> </A></TD></TR></TBODY></TABLE></DIV>
.
 
 
*************************
 
 
<DIV align=center>
<TABLE height=400 cellSpacing=0 cellPadding=0 width=329 background=http://blufiles.storage.live.com/y1pLzCSIcASJjZn9D1C4sIkCsuHfo4tOJVVF3Ds5myynSaKT8vYXdef9SPAmw8UtIj_bwrILEe4n0E border=0>
<TBODY>
<TR>
<TD width=20 height=234>
<TD width=289 height=234>
<TD width=20 height=234>
<TR>
<TD width=20 height=145>
<TD width=289>
<DIV style="SCROLLBAR-FACE-COLOR: #ffffff; OVERFLOW-X: hidden; SCROLLBAR-HIGHLIGHT-COLOR: #ffffff; OVERFLOW: scroll; WIDTH: 289px; SCROLLBAR-SHADOW-COLOR: #ffffff; SCROLLBAR-3DLIGHT-COLOR: #000000; SCROLLBAR-ARROW-COLOR: #000000; SCROLLBAR-DARKSHADOW-COLOR: #000000; HEIGHT: 145px"><FONT face="Trebuchet MS" color=#000000 size=3 ;>yazılar buraya</FONT> </SPAN></FONT></DIV>
<TD width=20 height=145>
<TR>
<TD width=20 height=21>
<TD width=289 height=21>
<TD width=20 height=21><A title="This table was made by ✿Semartizm✿" style="TEXT-DECORATION: none" href="
http://semartizm68.spaces.live.com/"><FONT face=Verdana color=#ffffff size=2>.</FONT> </A></TD></TR></TBODY></TABLE></DIV>
.
 
********
 
 
<DIV align=center>
<TABLE height=376 cellSpacing=0 cellPadding=0 width=503 background=http://blufiles.storage.live.com/y1pLzCSIcASJjZxM6mtbYXQ-BuNvIzfsZ7Zh6AXEkfrmVyqjgiTKhapB0-l0DBazkbv3HtOl5NxCTw border=0>
<TBODY>
<TR>
<TD width=120 height=91>
<TD width=308 height=91>
<TD width=75 height=91>
<TR>
<TD width=120 height=269>
<TD width=308>
<DIV style="SCROLLBAR-FACE-COLOR: #ffffff; OVERFLOW-X: hidden; SCROLLBAR-HIGHLIGHT-COLOR: #ffffff; OVERFLOW: scroll; WIDTH: 308px; SCROLLBAR-SHADOW-COLOR: #ffffff; SCROLLBAR-3DLIGHT-COLOR: #000000; SCROLLBAR-ARROW-COLOR: #000000; SCROLLBAR-DARKSHADOW-COLOR: #000000; HEIGHT: 269px"><FONT face="Trebuchet MS" color=#000000 size=3 ;>yazılar buraya</FONT> </SPAN></FONT></DIV>
<TD width=75 height=269>
<TR>
<TD width=120 height=16>
<TD width=308 height=16>
<TD width=75 height=16><A title="This table was made by ✿Semartizm✿" style="TEXT-DECORATION: none" href="
http://semartizm68.spaces.live.com/"><FONT face=Verdana color=#ffffff size=2>.</FONT> </A></TD></TR></TBODY></TABLE></DIV>
.
 
*****
 
 
<DIV align=center>
<TABLE height=400 cellSpacing=0 cellPadding=0 width=477 background=http://blufiles.storage.live.com/y1pLzCSIcASJjb-6QALbirO5sb4WvXt8ob7WHpOEpl57koRDdPlyGP1kALc3HnZjdoBlfDND-qwukQ border=0>
<TBODY>
<TR>
<TD width=17 height=16>
<TD width=220 height=16>
<TD width=240 height=16>
<TR>
<TD width=17 height=360>
<TD width=220>
<DIV style="SCROLLBAR-FACE-COLOR: #ffffff; OVERFLOW-X: hidden; SCROLLBAR-HIGHLIGHT-COLOR: #ffffff; OVERFLOW: scroll; WIDTH: 220px; SCROLLBAR-SHADOW-COLOR: #ffffff; SCROLLBAR-3DLIGHT-COLOR: #000000; SCROLLBAR-ARROW-COLOR: #000000; SCROLLBAR-DARKSHADOW-COLOR: #000000; HEIGHT: 360px"><FONT face="Trebuchet MS" color=#000000 size=3 ;>yazılar buraya</FONT> </SPAN></FONT></DIV>
<TD width=240 height=360>
<TR>
<TD width=17 height=24>
<TD width=220 height=24>
<TD width=240 height=24><A title="This table was made by ✿Semartizm✿" style="TEXT-DECORATION: none" href="
http://semartizm68.spaces.live.com/"><FONT face=Verdana color=#ffffff size=2>.</FONT> </A></TD></TR></TBODY></TABLE></DIV>
.
Posted in Tablolar | 1 Yorum

 
Uzun süredir bilgisayarım format yüzü görmedi. Artık isyanlarda. Biliyorum. Üstelik kim değil ki? Ama çok üşeniyorum. Ya nedir bu, bu işin kolayı yok mu diye aranırken, Acronis True Image diye bişey gördüm. Off süpermiş bu ya.. Hatta bir arkadaş hiç üşenmemiş, kullanım klavuzu bile hazırlamış. bakınız..
Neyse, durum budur yanii. Şu an format hazırlıklarındayım. Daha doğrusu formatlıyorum. Istediğim hale gelince, yaşasın acronis diyeceğim.
tüm bunlarla uğraşırken , yeni birşeyler yazmaya veya yeni birşeyler çizmeye zamanım yok. O yüzden tablo da yazı da aslındaEbru nun spaceinden. Haa bunlara ne gerek vardı yazmasaydın diyen elbette çıkabilir. ama Yeşim arkadaşım istedi. Aşkı uğruna Antalya ya gelin giden, ve bu sıcaklarda oralarda yanıp kavrulan, bana Antalyanın en güzel reçellerini gönderen arkadaşım için.

“Dünyada içtenlikle istediğim ve bana yaşamı sevdiren bir ikili var. Aşk ve özgürlük. Aşk uğruna gerekirse yaşamımı veririm ama özgürlük uğrunda aşkımı harcarım” Victor Hugo

Aşk, yaşamadan anlaşılmayan tek şeydir. İnsanı ummadığı anda yakalayan, insanın doğasını allak bullak yapan duygu selidir aşk. Ne planı programı vardır. Ne de mantığı vardır. Aşk, hangi insanın hayatına girmemiştir ki. Hangi insan aşkı yaşamadım diyebilir ki. Ne derse desin aşk bir gün çalar kapıyı. Çaldığında davetsiz bir misafir gibi patavassızca girer içeri. Girdiği gibi de çıkmaz bir daha oradan. Çıkarken de en tarifsiz acıyı yaşatır, sadece yaşayanın bilebileceği acıyı. Yüreğiniz yanar için için. Ve bu anlarda bir seçim yapmak zorundaysanız "Aşk mı Mantık mı, ?" sorusuyla yüzleşir dururuz. Ara ara "kendinizi mantıklı olmaya davet edersiniz”. İşte o duygunun yoğun yaşandığı anlarda bu iki kelimenin arasında kalır, hem duygularımızı hem de mantığımızı çıkmaza sürükleriz. En önemli kararları verirken hep karşımıza çıkar aşk ve mantık. Düşünüp dururken, aşk mı, mantık mı ? derken bir bakarız karar vermişiz.

M.Ö.800’lü yıllar. Truva prensi Hektor kardeşi Paris ile Sparta’ya kral Menaolas’ı ziyarete gitmişlerdi. Kral Menaolas’ın dünyalar güzeli karısı Helena ve Paris birbirlerini gördüklerinde birbirlerine vuruldular. Barış için yapılan bu ziyaretin Truva savaşının tohumlarını atacağını kim bilebilir di ki ?. Ve Paris Helena’ya olmadık bir şey teklif etti.” Seni kaçırıp Truva’ya götüreceğim”. Helena da bu olmadık teklifi kabul etti. Gizlice gemiye binen aşıklar, Truva’nın yolunu tuttu. Yolda kardeşinin Helena’yı gemiye bindirdiğinden habersiz olan Hektor, geminin gizli kamarasında Helena’yı gördüğünde onu geri götürmek istedi. Fakat artık her şey için çok geç olduğunu biliyordu. Çaresiz olarak Truva’ya doğru yol aldı.Kral Menaolas sabah uyandığında karısı Helena’nın Paris’le gittiğini öğrenir.

Artık savaş için bütün sebepler mevcuttur. Sparta halkı ve Yunan halkı Truva’yla savaş için gemilerle yola çıkmışlardır. Truva bir süre sonra yerle bir olur, ne Hektor kalır, ne Paris ne de Helena.

Oysa Paris, genç bir prens’ti ve önünde bir krallık yatıyordu. O mantık yerine aşkını tercih etmişti. Krallığı elinden gittiği gibi, ailesi, ülkesi ve her şeyi elinden alındı. Pek çok acıyı yaşadı. Sizce Paris ve Helena doğru yolu mu seçmişlerdi ?

Sultan Süleyman, derin bir aşkla Hürrem Sultan’a bağlıydı. Roksana isimli Ukrayna asıllı bu güzel cariye Süleyman’ın gözdesi olmuş ve Süleyman’a nikah yaptırmayı başaracak derecede kendisine aşık ettirmişti. Fakat bir problem vardı. Süleyman’ın önceki eşinden olan Şehzade Mustafa, babasının yerine namzetti. Bu problemin çözülmesi gerekiyordu. Hürrem, Süleyman’ın kendisine olan zaafından faydalandı, Sadrazam Rüstem Paşa ile bir olacak Mustafa adına düzmece mektuplar yazdırarak Süleyman’ın öfkesini kabarttı. Sonuçta Konya’da aile efradı ile yanına çağırttığı Mustafa’yı boğdurttu. Pek çok tarihçinin belirttiği gibi Osmanlı için dönüm noktalarından birisi olan Mustafa’nın ölümüyle Mustafa kadar becerisi olmayan Hürrem’in oğlu Şehzade Sarı Selim’ine taht yolu açıldı.

Sultan Süleyman aşk yerine mantığını kullansaydı, Mustafa’ya böyle davranabilir miydi. Sultan Süleyman da aşka yenik mi düşmüştü ?

İngiltere Kralı 7.Edward, Wallis Simpson adlı bir tezgahtar kıza aşık oldu. Öyle bir aşktı ki heyecandan yerinde duramıyordu. Ve aşık olduğu kadının başından iki kötü evlilik geçmişti. İngiltere saray adetlerine iki kere boşanmış bir yabancıyla bir kralın evlenmesi tahttan feragat manasına geliyordu.

Sonunda 7.Edward aşkını tahtına tercih etti. 325 gün kaldığı krallık makamından feragat etti.Mantık yerine aşka mührünü basmıştı. Ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı. Sonraki ömrünü Fransa’da sıradan bir insan olarak fakat mutlu bir şekilde geçirdi. Sizce Edward doğru yolu mu seçmişti ?

1989 yılıydı.Bill Clinton evin üst salonunda karısı Hillary ile tartışıyorlardı. Hillary gözleri yaşlı ve öfkeli bir şekilde, kendisini aldatan Bill’den hesap soruyordu.Bill Clinton ise sakindi, artık aşkını saklamıyordu. Hillary’e iş kadını Marilyn Jo Jenkins ile birlikte olabilmek için boşanmak istediğini söylemişti. İhtiraslı bir kadın olan Hillary, Bill’in sözünü kesti. “Buna katlanacağım, sen önce vali olacaksın, sonra Amerika Başkanı ve biz bunu başarana kadar evli kalacağız”. Hillary’nin çıkarttığı yol haritası Bill’i heyacanlandırmıştı. Amerika Başkanlığı kimi heyecanlandırmaz dı ki ve Bill için daha cazipti.

Bill, aşk mı mantık mı diye kendisine sorduğu soruda “Mantık” cevabını tercih etti.Hillary ile devam ederek, Amerika Başkanlığına ulaştı. Acaba ikili mantık temellerine dayalı oynadıkları oyunda mutlu muydular ?

Sezar’ın ölümünden sonra boşalan iktidar koltuğu ikiye bölünmüştü. Marcus Antonius, Roma imparatorluğunun doğusuna hakimdi. Octavius ise Batı tarafına hakimdi. Ülke yönetimini bu şekilde yapıyorlardı. Marcus Antonius, Octavius’un kızkardeşi ile evliydi. Fakat Marcus Antonius’un karşısına Cleopatra çıktığında her şey darmadağın oldu. Antonius, Cleopatra için Octavius’un kızkardeşinden boşandı ve Octavius’la savaşa girişti. Cleopatra ve Antonius aşkı büyük bir yenilgi sonrası ikilinin ölümüyle son buldu.

Marcus Antonius aşkını tercih etmişti. Ve tarihede, filmlere geçecek Cleopatra ile olan aşkını bırakmıştı.

Aşk mı mantık mı ? ikilemi hepimizin olduğu gibi tarih boyunca birçok insanın karşısına çıkmıştır. Peki yapılması gereken nedir ? İşte buna karar vermek zor. Mantıklı olmanın gerçekciliğiyle; duygularla davranmanın hassasiyetiyle çelişir durur düşüncelerimiz. Bazen olmadık yerlerde görürüz kendimizi bir ırmakta akıntıya kapılmış olarak. Beynimizdeki yüzlerce soruyla döner dururuz. Hani derler ya “Kalbinin sesini dinle ama mantığını da bırakma” Sanki kolaymış gibi.

Bir çok insanın verdiği cevap, duygularla hareket etmekten yanadır. Duygularımızla verdiğimiz kararlar mutlu eder etmesine de ya hayat şartları. Sadece sevgi kurtarır mı her şeyi… Peki sadece mantıklı davranmak ne kadar mutlu eder bizleri. Böylece insanlar düşüne dururken adına “Kader” denilen bir başka kelime çıkar karşımıza ve onun içinde buluruz kendimizi.

Napolyon Bonaparte’nin deliler gibi sevdiği Josephin’e evlilik hediyesi olarak bir altın kolye verir. Kolyenin üzerinde birbirlerine rastlamalarının, aşklarının sebebi yazmaktadır. Tek bir kelime ”Kader….”

Belki de bütün bu seçimler, yol ayrımları, tercihler Napolyon Bonaparte’nin madolyona yazdırdığı gibi hepimizin kaderidir.

İrfan Hattatoğlu  

ha bu arada bir başka yeşim var teşekkür etmek istediğim.  o da izmirden.
Ne yapayım hayatımda 3 yeşim var. hoş birine kuzen diyorum sadece.
izmirdeki Yeşime aşağıdaki resmi bana gönderdiği için teşekkür ediyordum sahi ben.
 
Posted in Uncategorized | 1 Yorum

masum çocuklar

.

 

Çocuklar

Çok hoşuma giden, daha doğrusu hoşumuza giden gözlemlediğimiz birşeyi yazacağım.

Akşam yemeğimizi yiyiyoruz. Önümüzdeki masada yaşları 5-8 arasında 3 tane çocuk var. O kadar uslu uslu yemek yiyiyorlar ki, ve o kadar güzeller ki, bir yandan yemeklerimizi yerken bir yandan da onları seyrediyoruz.  en küçüklerinin nasılda kocaman karpuz dilimini ağzına tıkıştırıp, sonra ağzına sığmayan o kocaman dilimi nasılda o minicik elleriyle bastıra bastıra tıkıştırdığını , büyük bir keyifle izliyoruz.

İşte tam o sırada babasıyla bir başka minik geliyor salona. babası oturuyor ve kızını oturtuyor masaya. I-ıh yeni gelenin gözü diğer masada. hemen kalkıyor ve bizimkilerin yanına geliyor. önce o karpuzlardan bi tane alıp ağzına tıkıştırıyor o da büyük bir keyif ve normal bir hareketmiş edasıyla. Sonra dönüyor bizimkilere gayet rahat

"merhaba, benim adım Ayşe. Arkadaş olalım mı"diyor

Olurrr diyor bizimkiler ve masadaki 4. sandalyeye yeni gelen hemen oturuyor. o kadar doğallar ki. Normal yani…

Ve biz eşimle birbirimize bakıyoruz. Nasıl yani yaaa…

İşte masumiyet bu diyoruz. Aynı senaryoyu büyüklerden oluşan bir masa için düşündüğümüzde.

Öyle ya birigelip benim tabağımdan bir dilim karpuzu ağzına tıkıştırıp sonra "merhaba, ben bilmemkim, arkadaş olabilirmiyiz" dese. Kişi bayansa ,deli diye,bay ise adam sapık herhalde manyak derim.

Aynı senaryoyu eşim için düşünüyorum hemen, aslında durum daha da vahimleşiyor,ve sadece bayan seçeneği üstünde duruyorum, ama onda bile durum o kadar kolay diil çünkü eminim o önce karpuzu yiyen bayanın güzelliğine bakıp sonra karar verecek. Kriterlere göre ise binlerce senaryo üretilebilecek.
****
sonuçta;
küçükken arkadaş olmak daha kolay
diğer herşey gibi
******
Son söz: Tatil harikaydı.

 

Posted in özel | Yorum yapın